Hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri, idarenin gerçekleştirdiği eylem ve işlemlerden kaynaklanan zararları tazmin etme yükümlülüğüdür. Türk hukukunda bu sorumluluk, Anayasa başta olmak üzere genel kanunlarla belirlenmiş olmakla birlikte, özellikle kamu görevlilerinin meslekleri gereği karşılaştıkları riskler için 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun gibi birtakım özel düzenlemeler getirilmiştir.

Bu makalede, idarenin genel sorumluluk esasları, 2330 sayılı Kanunun amacı, kapsamı, idarenin bu kanun uyarınca tazminat ve diğer sosyal yardımlara ilişkin yükümlülükleri, hak sahiplerinin başvuru süreçleri ve yargısal yolları inceleyeceğiz.  

İdari Sorumluluk Nedir?

İdarenin sorumluluğu, esas itibarıyla mali bir sorumluluk olup, verdiği zararı yalnızca tazminat ödemek suretiyle giderme amacı taşır. Bu sorumluluk, özel hukuk ve kamu hukuku sorumluluğu olarak iki kategoride incelenir. İdari sorumluluğun temel dayanağı, başlangıçta kusurlu sorumluluk olsa da, zamanla idarenin kusuru olmasa dahi sorumlu olması gerektiği anlayışının benimsenmesiyle kusursuz sorumluluk ilkeleri de kabul görmüştür. Dolayısıyla idarenin sorumluluğu, kusurlu ve kusursuz sorumluluk olarak ikiye ayrılmaktadır. 

Hukuk Devleti İlkesi ve Anayasal Dayanaklar

İdarenin sorumluluğu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesine dayanır. Bu ilke, idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olmasını, yargı denetimine açık olmasını ve adil yargılanma hakkını sağlamasını gerektirir. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası ise idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu açıkça düzenler.

Hizmet Kusuru (Kusurlu Sorumluluk) Nedir?

İdarenin yapması gerekeni yapmaması veya yaptığı işlemin zarara yol açması durumuna hizmet kusuru denilmektedir. İdarenin kusurlu sorumluluğu, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde karşılaşılan; hizmetin kuruluşunda, işleyişinde, örgütlenmesinde, personel seçiminde veya denetiminde görülen eksiklik, yanlışlık veya düzensiz idari tutum ve davranışlar nedeniyle kişilere verilen zararların tazminini ifade eder.  

İdarenin Kusursuz Sorumluluğu

Kusursuz sorumluluk, idarenin hukuka aykırı olmayan eylem ve işlemlerinden kaynaklanan zararların dahi giderilmesini kapsar ve kusurlu sorumluluğa nazaran istisnai bir nitelik taşır. Bu sorumlulukta, idarenin kusurunun ispatına gerek yoktur; yalnızca zarar ile idarenin davranışı arasındaki illiyet bağının tespiti yeterlidir. İdarenin kusursuz sorumluluğu, öğretide ve Danıştay kararlarında iki temel ilkeye dayandırılır. Bunlar; 

  1. Risk İlkesi (Tehlike İlkesi): İdarenin, kusuru olmasa bile yürüttüğü tehlikeli araçlar, yöntemler, durumlar gibi tehlikeli faaliyetler  nedeniyle ortaya çıkan zararı tazmin etme yükümlülüğüne risk ilkesi denilmektedir. Bu ilke, ilk kez Fransız Danıştay’ının 1895 tarihli “Cames” kararında bir kamu görevlisinin iş kazasından kaynaklanan zararının tazminiyle kabul edilmiştir.
  2. Fedakarlığın Denkleştirilmesi İlkesi (Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik İlkesi): Tüm toplumun faydalandığı kamusal faaliyetlerin neden olduğu zararın, sadece belli bir kişi veya kişilerin üzerinde kalması yerine, idare tarafından tazmin edilerek tüm topluma paylaştırılmasına fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi denilmektedir. Bu ilkeye doktrinde ve uygulamada kamu külfetlerinde eşitlik ilkesi de denilmektedir. 

İdari Sorumluluk İlkelerinde Zararın Niteliği

İdari sorumluluk ilkelerinde, kusur, zararın niteliği, 2330 sayılı kanun kapsamında uygulanabilirliği aşağıdaki tabloda verilmiştir. Buna göre; 

Sorumluluk Türü

Dayanak İlke

Zararın Niteliği

Kusur Şartı

2330 Sayılı Kanuna Etkisi

Kusurlu Sorumluluk

Hizmet Kusuru

Her türlü zarar, kusurlu sorumluluğun niteliğini oluşturur.

Kusur Gereklidir.  

Uygulanabilir

Kusursuz Sorumluluk

Risk/Tehlike İlkesi

Olağanüstü Zarar kusursuz sorumluluğun niteliğini oluşturur. 

Kusur Gerekmez

2330 Sayılı Kanunun Temel Dayanağına dayanır. 

Kusursuz Sorumluluk

Fedakarlığın Denkleştirilmesi

Özel ve Olağanüstü Zarar kusursuz sorumluluk ilkesinin niteliğidir. 

Kusur Gerekmez

Tamamlayıcı İlke olarak kabul edilir. 

İdarenin Kamu Görevlilerinin Fiillerinden Dolayı Kusursuz Sorumluluğu

Mesleki risk ilkesi, risk ilkesinin meslek kazaları alanındaki özel bir yansımasıdır. İdarenin, kamu hizmetini yerine getirirken çalışanlarının bu hizmetin görülmesi sırasında veya görülmesinden dolayı uğradığı zararları, kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince gidermesi gerekir. Bu ilke, bünyesinde risk barındıran veya risk barındırmasa dahi kamu görevi ile ilişkilendirilebilen hizmetlerden doğan zararları kapsamaktadır. 

2330 Sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Kanunun Amacı ve Kapsamı

Türkiye’de, kamu hizmetlerinin ifası sırasında yüksek risk taşıyan görevlerden kaynaklanan zararların tazmini için getirilen en önemli özel düzenlemelerden biri 2330 sayılı Kanundur. Kanunun temel amacı ve kapsamı, kastın yokluğu ve nedensellik bağı, mali ve sosyal haklar 2330 sayılı kanun kapsamında tayin edilmiştir. 

Kanunun Temel Amacı ve Kapsadığı Görevler

2330 Sayılı Kanunun temel amacı, görevleri itibarıyla güvenlik ve asayişi sağlama yükümlülüğü bulunan belirli kamu görevlilerinin, bu görevler nedeniyle derhal veya sonradan ortaya çıkan yaralanma, engelli hâle gelme veya ölüm durumlarında, hak sahiplerine ödenecek nakdi tazminat ve bağlanacak aylığın esaslarını düzenlemektir. Kanun kapsamında yer alan görevliler ve görevler, şu şekilde özetlenebilir: 

  1. Barışta güven ve asayişi korumakla görevli olanlar.
  2. Kaçakçılığı men, takip ve tahkikle görevli olanlar.
  3. Trafik ve yol güvenliğini veya tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerini sağlamakla görevli olanlar.
  4. TSK, Jandarma, Sahil Güvenlik ve Emniyet Teşkilatında patlayıcı maddelerin incelenmesi, muhafazası, nakli, imha edilmesi ve zararsız hale getirilmesi işlemlerinde görevlendirilenler buna örnek verilebilir. 

Kastın Yokluğu ve Nedensellik Bağı

Nakdi tazminatın ve diğer hakların ödenebilmesi için en önemli şartlardan biri, zarar gören kişinin kendi kastının bulunmamasıdır. Zararın görev sırasında ve görevin etkisiyle meydana gelmesi zorunludur. Kişinin kendi kusuru veya üçüncü kişinin kusuru, idarenin kusursuz sorumluluğunu kaldırmazken, kastın varlığı idarenin bu kanun uyarınca sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırır.

2330 Sayılı Kanun Kapsamındaki Mali ve Sosyal Haklar

Kanun, hak sahiplerine sadece nakdi tazminat ödemekle kalmaz, aynı zamanda uzun vadeli sosyal güvenceler ve yardımlar da sağlar. Bunlar nakdi tazminatlar, görev malullüğü ve aylık bağlanması, eğitim ve sağlık yardımları da hak sahiplerine ödenmelidir. 

Nakdi Tazminat Ödemeleri

2330 sayılı Kanun kapsamında meydana gelen olaylarda, hak sahiplerine durumlarına göre nakdi tazminat ödenir. Buna göre; 

  1. Ölüm Hâlinde: Ölenin kanuni mirasçılarına, karar tarihindeki en yüksek devlet memurunun ek göstergesi dâhil brüt aylığının 100 katı tutarında nakdi tazminat ödenir. Buna ölüm tazminatı da denilmektedir.
  2. Yaralanma ve Engellilik Hâlinde: Engellilik derecesi ile orantılı olarak tazminat ödemesi yapılır. Ağır derecede maluliyetin oluşması veya kişinin yaşamının tehlikeye girmesi durumunda belirlenen oranlar esas alınır. Yaralanmanın vücutta araz yani kalıcı hasar bırakması hâlinde, bu durum %20’yi aşmamak şartıyla ilgili oranların iki katı tutarında nakdi tazminat ödemesine olanak tanır. 

Görev Malullüğü ve Aylık Bağlanması

Kanun kapsamında ölüm veya çalışamayacak derecede engelli hâle gelme durumlarında, hak sahiplerine görev malullüğü aylığı veya dul ve yetim aylığı bağlanır. Bağlanan görev malullüğü aylığı, 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre hesaplanacak tutar üzerinden %25 artırılarak ödenir.

Eğitim ve Sağlık Yardımları

2330 sayılı Kanunun 7. maddesi, ölenlerin veya çalışamayacak derecede engelli hâle gelenlerin çocuklarına birtakım sosyal destekler sağlar. Bunlar; 

  1. Öğretim Yardımı: Devlete ait yatılı okul ve eğitim kurumlarında (ilköğretim ve ortaöğretim) sınavsız ve öncelikli kayıt hakkı ile Yüksek öğrenim hakkını kazananlar, devlete ait yurtlar ve Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) kredisinden öncelikle yararlanmaları bu sosyal haklardan sayılmaktadır. 
  2. Sağlık Yardımı: Hak sahiplerinin kamu kurum ve kuruluşları tarafından karşılanmayan tedavileri, devlet üniversitesi hastaneleri ve askeri hastanelerde ücretsiz olarak sağlanır. Sağlık yardımı da kanun kapsamında düzenlenen sosyal haklardandır. 

Başvuru Süreci ve Yargısal Yollar

Kanundan doğan hakların elde edilmesi ve idare ile yaşanabilecek uyuşmazlıkların çözümü için izlenmesi gereken süreçler mevcuttur. Bunlar nakdi tazminat komisyonuna idari başvuru, tam yargı davası ve manevi tazminat açılması gibi süreçlerdir. 

Nakdi Tazminat Komisyonu ve İdari Başvuru

Kanun kapsamında bir olay meydana geldiğinde, ilgili bakanlık veya kurum tarafından bir “Durum Belgesi” düzenlenir. Bu meyanda Nakdi Tazminat Komisyonu oluşturulur. Komisyon, toplanan evraklar üzerinden bir dosya oluşturarak hak sahiplerine tazminat ödenmesine veya ödenmemesine ilişkin karar alır. Kanunda açıkça bir başvuru şartı veya süresi düzenlenmemiştir. Ancak Danıştay içtihatları uyarınca, olayın meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıl içinde idareye başvuruda bulunulması gerektiği belirtilmektedir. Bu sebeple zamanaşımı süresi 10 yıl olarak kabul edilir. Aksi kararlar Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile verilmiştir. 

Tam Yargı Davası ve Manevi Tazminat Hakkı

İlgili kişilerin idareye yaptığı başvuru, Nakdi Tazminat Komisyonu tarafından kısmen veya tamamen reddedilirse, başvurulabilecek yargısal süreç Tam Yargı Davasıdır. Bu dava türü için zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili İdare Mahkemesi görevlidir.

Ayrıca, idare tarafından ödenen nakdi tazminat, çoğunlukla kişinin uğradığı gerçek zararı karşılamaktan uzak olduğu için, hak sahiplerinin idare aleyhine ayrıca maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı saklıdır. Ancak, yargı mercilerinde açılacak davalar sonucunda idarenin ödemekle yükümlü tutulacağı tazminat miktarından, 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre ödenen nakdi tazminat ve bağlanan aylıklar mahsup edilir. 

Nakdi Tazminatta Zamanaşımı Süresi Ne Kadar?

2330 sayılı kanun kapsamında nakdi tazminat alacağı için herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Ayrıca bir başvuru şartı veya süresi de düzenlenmemiştir. Ancak Danıştay içtihatları uyarınca, olayın meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıl içinde idareye başvuruda bulunulması gerektiği belirtilmektedir. Bu sebeple zamanaşımı süresi 10 yıl olarak kabul edilir. Esasında zamanaşımı süresi düzenlenmediğinden tazminat taleplerinde bu hususun hak sahipleri lehine yorumlanması gerekir.

Yorumunuzu Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gravatar profili