Kambiyo senetleri, özellikle de çekler, ticari hayatın güvene dayalı ödeme araçlarıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca bir çekin geçerliliği, üzerinde keşidecinin el yazısıyla atılmış geçerli bir imzanın bulunmasına sıkı sıkıya bağlıdır. Ancak uygulamada, “imza itirazı” (İİK m. 170) neticesinde yapılan bilirkişi incelemeleri, çek üzerindeki imzanın borçluya ait olmadığını sıklıkla ortaya koymaktadır.
İmzanın borçluya ait olmadığının kesinleşmesiyle birlikte, icra takibi durdurulmakta veya iptal edilmektedir. Fakat bu aşamada doktrinde ve uygulamada bir usul hukuku boşluğu ortaya çıkmaktadır. Sahteliği tespit edilen bu fiziksel belge (çek aslı) kime teslim edilmelidir? Bu makale, söz konusu hukuki sorunu üç farklı ihtimal üzerinden, kamu düzeni ve hukuki güvenlik ilkeleri ışığında incelemektedir.
Geçersiz Çekin Hukuki Mahiyeti ve "Yokluk"
Bir belgenin “çek” vasfını kazanabilmesi için TTK m. 780 uyarınca asgari unsurları taşıması gerekir. İmza, irade beyanının maddi bir yansımasıdır. Keşideciye ait olmayan bir imza, belgenin o kişi tarafından düzenlenmediğini, dolayısıyla bir “kambiyo taahhüdü”nün hiç doğmadığını gösterir.
Kambiyo Senedi Vasfının Yitirilmesi
İmzası sahte olan bir çek, keşideci açısından “yok hükmündedir”. Bu belge, bir ödeme aracı olmaktan çıkıp, sahtecilik suçunun maddi delili haline gelmiştir. Bu durum, belgenin mülkiyet ve zilyetlik sıfatlarının da yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılar.
Teslim Seçeneklerinin Değerlendirmesi
İcra müdürlükleri ve mahkemeler, sahteliği tespit edilen çeki iade ederken üç ana etmen üzerinde durmaktadır. Aşağıdaki tabloda bu seçeneklerin avantaj ve dezavantajları karşılaştırılmıştır. Buna göre;
Teslim Edilecek Taraf
Dayanak Noktası
Temel Risk ve Eleştiri
Keşideci (Borçlu)
“Adıma düzenlenen belge bende kalmalı” mantığı.
Belge ona ait değildir; mülkiyet bağı kurulamaz.
Alacaklı (Hamil)
Fiili zilyetlik ve senedi ibraz eden kişi olması.
Sahte belgenin tekrar piyasaya sürülme riski.
Muhatap Banka
Çek sisteminin sahibi ve güven kurumu olması.
En güvenli ve sistemsel çözüm olarak görülür.
Keşideciye Teslim
Uygulamada bazı merciler, ismine sahte çek düzenlenen kişiyi “mağdur” sıfatıyla görerek çeki ona teslim etme eğilimindedir. Ancak bu yaklaşım şu nedenlerle sakatlıktır. Buna göre;
Mülkiyet Hakkı Yokluğu: Belge keşideci tarafından oluşturulmamıştır. Kişinin, kendisi tarafından oluşturulmayan ve sahte imza taşıyan bir kağıt parçası üzerinde mülkiyet iddiası hukuken geçersizdir.
Delil Karartma Riski: Eğer sahtecilik keşideci ile bağlantılı bir üçüncü kişi tarafından yapılmışsa, belgenin keşideciye verilmesi ceza soruşturmasını aksatabilmektedir.
Alacaklıya (Hamile) Teslim
Senedi icra takibine koyan hamile iade edilmesi, “zilyetliğe dönüş” gibi görünse de kamu düzeni açısından büyük riskler taşır. Buna göre;
Tedavül Riski: Kötü niyetli bir hamil, imzası sahte çıkan çeki takipten çekip başka birine ciro edebilir veya başka bir ilde tekrar takibe koyabilir.
Hukuki Güvenlik: Devletin bir kurumu (İcra Dairesi), sahteliği tescil edilmiş bir belgeyi tekrar piyasaya sürülmek üzere serbest bırakmamalıdır.
Muhatap Bankaya Teslim
Kanun koyucunun iradesi ve yorum ilkeleri gereğince, sahte imzalı çekin teslim edileceği adres muhatap banka olmalıdır. Bu görüşün gerekçelerini şu şekilde sıralayabiliriz. Buna göre;
Çek Sözleşmesinin Tarafı Olarak Banka: Çek, özünde keşideci ile banka arasındaki bir “çek anlaşmasına” dayanır. Banka, müşterisine o çek defterini kullandırırken sistemsel bir güven garanti eder. İmzanın sahte olması, bankanın sunduğu bu güvenli ödeme sistemine saldırı niteliğindedir.
Sistemsel Güvenlik ve İptal Durumu: Bankalar, çeklerin fiziksel imhası, arşivlenmesi ve sistem üzerinden “sahtelik” şerhi ile bloke edilmesi konusunda en yetkin kurumdur. Çekin bankaya verilmesi, belgenin tekrar ciro edilmesini veya tedavüle çıkmasını fiziksel ve hukuki olarak imkansız kılar.
Ceza Muhakemesi Açısından Önemi: Sahte çek bir suç delilidir. Bankalar, suç duyurusu süreçlerinde ve Cumhuriyet Savcılıkları ile olan yazışmalarda kurumsal birer muhataptır. Belgenin bankada tutulması, delil bütünlüğünün korunmasını sağlar.
Yargısal Uygulama ve Usul Ekonomisi
Türk hukuk sisteminde icra müdürlüklerinin bu konuda yeknesak bir uygulaması bulunmamaktadır. Ancak usul ekonomisi ve “hukuki belirlilik” ilkesi gereği;
Mahkemece sahtelik tespiti yapıldığında, kararda çekin akıbeti açıkça belirtilmelidir.
Çek aslı üzerine “İmza sahteliği nedeniyle bedelsizdir” şerhi düşülmelidir.
Belge, bankanın ilgili şubesine resmi yazı ile gönderilmelidir.
Hukuki Güvenlik İçin Çekin Akıbeti
İmzası keşideciye ait olmadığı bilirkişi raporuyla kesinleşen bir çek, artık bir hak doğuran “kambiyo senedi” değil, bir “suç aleti” veya “geçersiz kağıt” hükmündedir. Bu belgenin;
Keşideciye verilmesi mülkiyet prensiplerine,
Alacaklıya verilmesi ise ticari hayatın güvenliğine aykırıdır.
En rasyonel ve hukuki temeli olan çözüm, çekin sistemin yürütücüsü olan muhatap bankaya teslim edilmesidir. Bu sayede hem belgenin piyasadan çekilmesi sağlanır hem de bankacılık sistemindeki risklerin yönetilmesi kolaylaşır.
Yargıtay Kararları Işığında İmza İtirazı ve Senedin Akıbeti
Yargıtay, imza itirazının kabulü halinde senedin iadesine dair kararlarında genellikle “asıl alacaklıya iade” ve “takibin iptali” ekseninde dursa da, sahtelik olgusunun kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle senedin tedavülden kaldırılması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Konuyla alakalı Yargıtay kararlarını bir tablo ile vermek gerekirse;
Yargıtay Dairesi
Esas/Karar No
Kararın Özü
Hukuki Sonuç
12. Hukuk Dairesi
E. 2016/18445, K. 2017/10355
İmza itirazı kabul edildiğinde, takibin durdurulması değil, iptali gerekir.
Sahte imza ile başlayan takip kökten hükümsüzdür.
12. Hukuk Dairesi
E. 2021/3455, K. 2021/6788
Sahteliği sabit olan çekin tekrar takibe konulmasını engellemek mahkemenin görevidir.
Senedin üzerine şerh düşülmesi gerekliliğini destekler.
Hukuk Genel Kurulu
E. 2017/12-1140, K. 2019/550
İmzası borçluya ait olmayan senet, borçlu yönünden hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.
“Yokluk” ile maluldür.
Takibin İptali ve İade Usulü
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’ne göre, bilirkişi raporuyla imzanın borçluya ait olmadığı saptandığında, icra mahkemesi İİK m. 170/3 uyarınca takibi durdurmakla yetinmeyip iptal etmelidir. Ancak mahkemelerin karar fıkrasında senedin kime verileceğine dair hüküm kurmaması, icra müdürlüklerini tereddüde düşürmektedir. “İmza itirazının kabulü halinde, senedin takibe konulması borçlu açısından haksız bir eylem niteliğindedir. Mahkemece senedin sahteliği tespit edilmişse, bu belgenin yeniden hukuk aleminde bir hak arama vasıtası olarak kullanılmasının önüne geçilmelidir.” (Yargıtay 12. HD Karar Özeti).
Cumhuriyet Savcılığına Bildirim Yükümlülüğü
Yargıtay içtihatlarında dikkat çeken bir diğer husus, sahtelik iddiasının ciddi bulunması ve ispatlanması durumunda dosyanın bir örneğinin Cumhuriyet Savcılığına gönderilmesi gerekliliğidir. Bu durum, senedin aslında bir “suç delili” olarak adli emanete alınması gerektiği fikrini güçlendirmektedir.